Salih Şişman
Salih Şişman
s.sisman@istanbulgenctumsiad.org
Ekleme Zamanı: 27.09.2014
Okunma Sayısı: 262

AB’ye Uyum Sürecinde Yerel Yönetimler ve STK’lar

Mevcut Yönelim

- Küresel Çağ’da merkezî ve yerel yönetimlerle sivil toplumun ve kentlerin ara yüzünü incelediğimizde şunları gözlüyoruz:

1- Kentler küresel ölçekte görünür hale gelirken, kaynak sağlama ve buna bağlı ferah düzeyi açısından rekabet sertleşiyor.

2- Merkezî ve özellikle yerel yönetimler, geliştirilen yeni katılım mekanizmaları sayesinde yurttaşlara karşı daha saydam, hesap verebilir ve işbirliğine hazır hale geliyor.

3- Bu mekanizmaların sürdürülebilir hale gelmesi önemli ölçüt ve beklentilerden birisi oldu.

4- Kent yönetimleri başta STK’lar olmak üzere toplumun değişik kesimlerini işbirliği, uzlaşma ve ortak paydada buluşturmak için yeni bakış açısı ve iş modelleri geliştiriyorlar.

5- Kentsel problemlerin çözümünde yurttaşların rolleri, statüleri ve katılımları artıyor.

6- Siyasal iktidar mücadelesi dışında kalan ama siyasal süreçler üzerinde etkili olan yeni kurumlar ve örgütsel yapılar yaygınlaşıyor.

7- Yeni örgütsel yapılar, -kentlerde olduğu gibi- ulusal sınırları aşmakta zorluk çekmiyorlar.

8- Siyasal iktidar şartları ne olursa olsun; artık kamusal alanda yer alan aktörleri ve kapsamı, tekrar ulusal sınırlar içine hapsetmek mümkün değil.

9- Ama bu arada siyasal ve sosyal bilgi çarpıtma yanıltma haber değişimini de görmek gerekli.

- Özetlenen bu çerçeveden AB’nin de olumlu etkilendiğini; yerel yönetimlerin gelişmesi, sivil toplum katılımının daha kaliteli hale gelmesi ve yönetsel iyileşmenin yaygınlaşarak sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından politikalar ürettiğini görüyoruz.

Türkiye’de Mevcut Durum

A- Hiç kuşkusuz; Türkiye’de toplumun yönetimlerle ilişkisi anlamında küresel süreçten etkilenmektedir.

B- Ama ne yazık ki, henüz ‘yerel yönetim sorunu’, merkez ve yerel arasında – merkeze bağlı olmaya devam etmesi öngörülen- bir yetki ve kaynak sorunu olmayı aşamamıştır.

C- Merkezî yönetim (siyasal iktidar), yerel yönetimlerin merkezin uzantıları olması yaklaşımından vazgeçmiş değildir.

D- Dolayısıyla ‘yerel yönetimlerin iyileştirilmesi’ süreci, sadece merkez ve yerel arasında sınırlı ölçüde görev ve yetki paylaşımı olarak anlaşılmaktadır.

‘Mevzuat’ Modeli

- Türkiye’nin yönetim modelinin en belirgin özelliklerinden birisi, mevzuat odaklı olmasıdır.

- Problemlerin çözümü, yeni mevzuat hazırlamakla işlerin yoluna gireceği fikrine eşlenmiştir.

•• Dolayısıyla yerel yönetim modeli,
Merkezden kopmaksızın mevzuatla düzenlenmeye çalışıldığından yerel işleyişte sivil topluma katılacak, denetleyecek veya müdahale edecek bir alan olamamaktadır.



Yerel Siyasal Alan

-Yerel yönetimlerimizi siyasetle ilişkileri açısından incelediğimizde; bu alanın hâlâ ve ciddi oranda klientalist ve popülist iş modeli ile yürüdüğünü göstermekteyiz.

- Yerel iktidarın sürdürülebilirliği; hizmette sayı, kalite, çeşitlilik ve sosyal adaletten daha çok, kayırmacı tercihlere bağlanabilmektedir.

- Böylece sivil toplum aktörleri de katılımcılık yönünde gayret göstermek yerine bir tür ‘imtiyaz’ arayarak klientalist çıkar ilişkisine razı olmaktadır.

- Ne yazık ki; yerelde STK’lar, katılımcı olmak yerine ‘başkanın STK’sı’ olmayı tercih ediyorlar.

- Hiç kuşkusuz; katılımcı yönetim modeli, karar ve planlama süreçlerini çok kıstas ve ölçülü hale getirip zorlaştırıyor.

- Yerel yöneticiler katılımcılığın, çoğulculuğun ve demokrasinin zorluklarını göğüslememe adına

Vatandaşın Katılımı

• Vatandaşın ve STK’ların yerel yönetim süreçlerine müdahalesi, -ilkelden gelişmişe doğru- üç farklı biçimde gerçekleşiyor:

Bilgilenme + Danışma + Katılım.

•• Vatandaşın ve STK’ların müdahalesine dair örnekler, ilk iki aşamanın ötesine geçilemediğini gösteriyor.

- Sivil toplumun yerel yönetimlere katılımı konusunda mevcut mevzuatın geçit verdiği çok sayıda uygulama ve mekanizma olanağı olmasına karşın yerel yöneticilerin bu konuda istekli, kararlı ve gayretli olmamaları ‘ilginç’ bir durumdur.

- Tüm mevzuat sıkıntılarına rağmen örneğin “Katılımcı Bütçe” imkân dâhilinde olan bir uygulamadır.

- Sivil toplumun yerel yönetime katılımının önemli yapılarından birisi, Topluluk Temelli Örgütlenmelerdir.

- STK’lar yerel yönetimlerle birlikte sokak temsilcileri, mahalle meclisleri türünde uygulamalar geliştirebilirler.

- Kent ölçeğinde yaşam ve yerleşim sorunlarıyla ilgilenen STK’larla topluluk (mahalle) temelli örgütlenmelerin yönetime katılmaları için uygun mekanizmalar geliştirilebilir.

- Bu konuda yerel yönetimlere hiza önderliği görevi düşüyor.
Sorun Nerede?

Yerel yönetimlerin sivil toplumla ara yüzündeki sorunların bazılarını şöyle tespit etmek mümkün:
1. Yurttaşlardaki örgütlenme algısı,
2. Mevzuatın uygunsuzluğu ve yetersizliği (Çerçeve yasaları iht.),
3. Mevzuatın bürokratik yorumundaki zorlaştırıcılık.


Sivil Toplum da Sorunlu…

• STK’ların yerel yönetim süreçlerine katılacak olgunluğa eriştiğini söyleyemeyiz.

• Bu hedefe erişilmesi için belli bir olgunluk düzeyini beklemek gerekmemekle birlikte STK’ların önlerine koyması ve erişim düzeyini ölçmeleri gereken hedefler var.

Sivil Toplum da Sorunlu…

1. STK’larda üye, gönüllü ve katılımcı sayısı ile çeşitliliğini artırmak,
2. Sürdürülebilirliği sağlamak ve etkin faaliyetler yapmak için kaynak yaratmak,
3. STK içinde ve ortak çalışma ortamlarında katılımcı ve demokratik bir işleyişi sağlamak ve
4. İçerik geliştirme,
5. İletişim, görünürlük,
6. İşbirlikleri ve ortak paydalar oluşturma.

•• Sivil toplum çalışmaları,

Son söz…

Savunuculuktan hizmet odaklı olanlara
Kadar pek çok farklı misyonla eşleniyor.

•• Sivil toplum çalışmalarımızın ana fikri, temsili demokrasinin soluk almayı zorlaştıran sınırlarını aşarak katılımcı, çoğulcu ve çok kültürcü eşit bir dünya şekillendirmektir.
Yazarın Diğer Yazılarını Okumak İçin Seçiniz;

GENEL MERKEZ

İSTANBUL
  • Tel : 0212 000 00 00 (Pbx)
  • Fax : 0212 000 00 00
  • Mail : info@bikahve.net
+90212

000 00 00

info@bikahve.net