Ahmet Yılmaz
Ahmet Yılmaz
a.yilmaz@genctumsiad.org.tr
Ekleme Zamanı: 01.10.2014
Okunma Sayısı: 311

KENDİNİ KAPTAN GÖREN SİNEĞİN HİKÂYESİ: BONZAİ

Son dönemde artan bonzai kullanımı ve bu kullanımdan kaynaklanan hoş olmayan görüntüler ve ani ölümler madde bağımlılığını yine gündemin en önemli konusu haline getirdi. Kullanım yaşının neredeyse ilkokul seviyesine düşmesi bilinen en büyük gerilim olarak aileleri tedirgin etmektedir. Oysa olayın çok daha vahim bir boyutu var: Bonzai, beyin işlevlerini bloke eden ve geriye dönük hasarları asla tedavi edilemeyen bir uyuşturucudur. (Bu durum İngiltere'nin Hindistan'daki öğrencilere Logaritma Cetveli gibi gereksiz bilgileri öğreterek zekâlarının atıl bilgilerle doldurulmasından çok daha vahim tarafları olduğu bir vakıadır.)

Bonzai ile ilgili derin tespitler ve araştırmalar yapıp bu satırları okuyanları bir merak güdüsüyle baş başa bırakmak istemiyorum. İşin sosyolojik boyutu hakkında konuşmanın daha faydalı olacağı kanaatindeyim.

Ülkemizin jeopolitik durumu nedeniyle uyuşturucu trafiğinde en önemli kavşaklardan olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Ülkemiz bir uyuşturucu "Check-Point"i olmasının bedelini son 50 yıldır evlatlarıyla ödemiştir. Hala ödemeye devam etmektedir. Ülkemiz son 50 yıldır bu kadar sistematik bir saldırıyla baş başa kalmamıştı. Ucuz ve çabuk ulaşımının olması, bonzai'yi diğer benzerlerinden ayırıp arz/talep döngüsü içerisinde hatırı sayılır bir tüketici sayısına ulaşmasını sağlamıştır. Bonzai'de dikkat çeken başka önemli konu ise bu kadara ucuza satılması aslında bu satışı organize edenlerin, parayla açıklanamayacak bir dertleri olduğu kanaatini güçlendirmektedir.

Kullanıcı boyutunda işi ele alacak olursak: Modern zamanlarda artık her şey daha hızlı tüketilmektedir. Çocuklar anne karnında olaylara tepkiler vermeye başlar. Doğduktan sonra televizyon karşısında milyonlarca subliminal mesaja maruz kalıyorlar/kalıyoruz. Bu subliminal mesajlarda hazzı ön plana çıkaran, manevi ve kutsal köklerden uzak birey/ben merkezli bir insan inşasından söz etmek olayları tespit etmekte doğru bir tanımlama olacaktır. Bireylerin vicdanı insana ne düşünmesi gerektiğini söylemez, ne yapması gerektiğini söyler. Bu da daha az tefekkür daha fazla aksiyonel hayatı körüklemekte ve düşünceden uzak bir "yeni insan" modelini kurgulamaktadır. Zihnini düşünceyle meşgul etmeyeni de başkaları işgal eder.

***

Bir Mevlana kıssasının kahramanı sinektir. Rivayet odur ki bir gün bir eşek bir yere bevleder. Ve bir sinek gelir sidik birikintisi üzerinde duran saman çöpünün üzerine konar. Büyük bir kibirle kılıcını eline alıp, kendisine gemi yaptığı saman çöpünün üzerinde haykırmaya başlar: "Ben bu uçsuz bucaksız deryaların tek kaptanıyım" der.

***

O sidik birikintisi sineğe derya, saman çöpü de kocaman bir gemi gözükmektedir. Onun görebileceği gözle, algılayabileceği zekâyla çözümlemesi bu kadar sığ ve gerçekten uzaktır...

Daha dünyaya gelmeden "yeni insan" argümanlarını dizayn edenlerin telkinleriyle anne karnında uyarılan gençlerimize birisi eşek bevlinde hayal kurmamaları gerektiğini hatırlamasında fayda vardır.



Yazarın Diğer Yazılarını Okumak İçin Seçiniz;

GENEL MERKEZ

İSTANBUL
  • Tel : 0212 000 00 00 (Pbx)
  • Fax : 0212 000 00 00
  • Mail : info@bikahve.net
+90212

000 00 00

info@bikahve.net